Eski zamanların birinde çok uzaklarda bir köy varmış. Bu köyde Muzaffer ve Nilgün isminde iki kardeş yaşarmış. Bu kardeşler bir gün beraber dolaşmaya çıkmışlar. Yolda karşılaştıkları her hayvana selam vermiş, sohbet etmeye çalışmış ve peşinden gitmişler. Amaçları hayvanların yaşadıkları evlerini ve ailelerini görmek tanımakmış. Fakat hayvanlar onları görünce ya kaçıyor ya da kucaklarına atlayıp kendilerini sevdiriyorlarmış. 

 

Muzaffer yolda karşılaştıkları ve bir süre arkadaşlık ettikleri tavşana Pamuk adını koymak istediğini kardeşi Nilgün’e söylemiş. Nilgün kardeşinin bu önerisini hemen kabul etmiş çünkü tavşan bembeyaz ve çok yumuşak tüylere sahipmiş.

 

Pamuk onlardan ayrılıp zıplaya zıplaya gittikten sonra Nilgün ortası sarı etrafındaki yaprakları beyaz ve çok güzel kokan çiçekler görmüş. Muzaffer “Aa ben bu çiçeklerin adını biliyorum. Bunlar papatyalar.” Demiş heyecanla. Nilgün de “Ne kadar güzel öyle değil mi? Bayıldım bu çiçeklere doğrusu” demiş. Ve annelerine götürmek için bir sürü papatya toplamışlar. 

 

Biraz ilerde kırmızı renkli ve yine çok güzel kokan başka bir çiçekle karşılaşmışlar. Bu seferde Nilgün “Bak kardeşim, bunlar kıpkırmızı güller. Hadi onları da koparalım” demiş. Muzaffer çiçeğin dallarının dikenli olduğunu görünce kardeşinin canı yanmasın diye kendisi gidip koparmaya karar vermiş. Fakat elleri o kadar çok acımış ki bir gülü ancak koparabilmiş. Ellerine batan güller kanatmaya başlayınca Nilgün telaşa kapılıp hemen eve geri dönmeleri gerektiğini söylemiş.

 

Dönüş yolunu tutan iki yaramaz kardeş yolun kenarında kulübesine doğru yürümekte olan yaşlı bir adam görmüşler. Muzaffer bu eski kulübeyi görünce o kadar çok meraklanmış ki acısını unutup yaşlı amcaya sormuş; “Amca çok merak ettim bu kulübenin içinde ne var?”

 

Yaşlı amca dönüp çocuklara bakınca ellerinde bir sürü koparılmış çiçek olduğunu ve Muzafferin ellerinin kanadığını görmüş. Bu kötü davranışlarından dolayı onlara kızmak yerine aklına gelen güzel bir fikri uygulamak istemiş. Ve “Bu kulübede dünyanın en güzel çiçekleri var çocuklar, gelin size göstereyim” demiş.

 

Nilgün ve Muzaffer birbirine sevinçle bakmış. Dünyanın en güzel çiçeklerini görmek için kulübeye doğru koşmuşlar. Yaşlı amca kulübenin kapısını açmış ama içerisi karanlıkmış ve eski püskü eşyalardan ve arka tarafa açılan eski bir kapıdan başka bir şey yokmuş. İki kardeş bu sefer şaşkınlık içinde bakmış birbirlerine. Yaşlı amca çocukların şaşırdığını görünce gülümsemiş ve kulübenin diğer kapısını açmış. 

 

Bu kapı güneşin pırıl pırıl aydınlattığı, yemyeşil otlar içinde muhteşem renklere ve kokulara sahip binlerce çiçeğin olduğu kocaman bir bahçeye açılmış. Yaşlı amca gidip bir çiçek koparmış ve kopardığı çiçek hemencecik ellerinde kuruyup dökülmüş. Bunu gören iki kardeş çok şaşırmışlar. O kadar canlı ve güzel bir çiçek nasıl oldu da koparır koparmaz hemen böyle sihirli bir şekilde öldü anlayamamışlar.

 

Yaşlı amca çocukların yanına tekrar gelmiş ve şunları söylemiş;

 

Gördünüz değil mi çocuklar? Dalından kopan çiçek susuz kalır, güneşsiz kalır, besinsiz kalır ve artık yaşayamaz. Dünyanın en güzel çiçekleri dalında beslenen çiçeklerdir. Siz de bir daha bu kadar güzel çiçekleri koparıp onları öldürmeyin.

 

Bu eğlendirici çocuk masalı

Evin Demir tarafından yazılmıştır.

 

 

Kategoriler: Hikaye Oku

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir