“Türlü korkular çekerek tatlılar, börekler yemektense bir lokma ekmeğini rahat rahat yemek yeğdir” diyor ve anlatıyor:

Bir tarla faresi bir ev faresiyle ahbap olmuş, bir gün birlikte yemeğe çağırmış.

Ev faresi gelmiş, ama bakmış ki otla buğdaydan başka bir yiyecek yok.

Hoşlanmamış.

Tarla faresine: “A dostum! bu senin yaşamana karınca gibi yaşamak derler. Bense, önümdeki önümde, ardımdaki ardımda, bolluk içinde yaşarım. Sen benimle gel, bizim evdekileri paylaşır, ikimiz de mis gibi geçiniriz.” demiş.

İkisi de hemen kalkıp yola koyulmuşlar.

Ev faresi arkadaşına sebzeler çıkarmış, buğday çıkarmış, incir, peynir, bal, yemiş çıkarmış.

Tarla faresinin ağzı kulaklarına varmış: “Ben ne dedim de bu güne kadar tarlalarda kaldım!” diyerek dövünmüş.

Tam yemeğe oturacakları sırada bir adam gelmiş, kapıyı açmış.

İki fare, gürültüden korkup her biri bir deliğe girmiş.

Gürültü dinince çıkmışlar, incirden tadacaklarmış, bu kez de başka biri odadan bir şey almaya gelmiş.

Gene bir deliğe kaçmışlar.

Bunun üzerine tarla faresi karnının açlığını unutup arkadaşına: “Dostum, bana izin! Sen doyasıya yiyip içiyorsun, can besliyorsun, ama türlü türlü tehlikeler, türlü türlü korkular geçiriyorsun. Ben gene gidip buğdayımla arpamı yiyeyim: yoksul yemeğidir ama ne de olsa gönül rahatıyla yenir.” Demiş.

Kategoriler: Hikaye Oku

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir