Timsah, kaplanı yiyeli üç gün olmuş, ama yine acıkmış. Nehirdeki iri balıkları da yiyip bitirmiş.

Düşünmüş taşınmış, nihayet başka nehirlerde av aramayı kararlaştırmış ve erkenden yola çıkmış. Birkaç saat yürümüş ama nafile. Nehir görünürlerde yokmuş. Güneş de etrafı yakıp kavuruyormuş. Timsah sanki yerde değil de kor üzerinde yürüyormuş. Çok da susamış. Öteye bakmış, beriye bakmış – su yok. Bir tarafına dönerek ağzını açmış ve öylece kalmış. Sıcaktan vücudu yanıyormuş. Timsah ölüm korkusu karşısında acı acı bağırmaya başlamış.

Tam da bu sırada oradan bir genç geçiyormuş. Yoldan geçen genç timsaha neden bağırdığını sormuş. Timsah, yapmacık bir gülümseme ve okşayıcı bir sesle cevap vermiş:

-Ah, servi boylu delikanlı, sen dünyanın en kuvvetli erkeğisin. Beni nehre kadar götürürsen, sana çok kıymetli bir inci hediye edeceğim, demiş.

Delikanlı çok fakirmiş. Kendi kendine: “İnciyi satıp, yaşlı ana babamı açlıktan kurtarırım” diye düşünmüş ve teklifi kabul etmiş.

Etmiş etmesine ama, bir insan kocaman bir timsahı taşıyabilir mi sizce, çocuklar?

Masalın devamında bu sorunun cevabını ve ayrıca masalı dikkatlice dinlerseniz “Timsah gözyaşları” deyiminin nerden geldiğini de öğrenmiş olacaksınız.

Keyifli dakikalar diliyoruz!

 

Seslendiren: Özlem Tefikova

Müzik: Elitsa Aleksandrova

 

Kaynak: https://www.bnr.bg/tr/post/101169004

Kategoriler: Sesli Hikayeler

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir